Kalbim ritmini onun varlığıyla buluyor.
Ben RuH2. Duygularımı saklamak yerine onları hissetmeyi seçen, RuH1’e tutkuyla bağlı bir ruhum.
Gözlerim onun bakışlarında kayboluyor ve sessiz bir iletişim kuruyorum, kelimeye gerek yok.
Bazen kendime soruyorum. Biz neden bu kadar birbirimize aitiz?
Cevap basit, onunla tamamlanıyorum.
Benim sessizliğim, onun melodisi ile birleşiyor ve ortaya bir bütün çıkıyor. Eksiksiz, tutkulu, gerçek.
Sevgi, benim için bir eylem. Sadece hissetmek değil, hikayeyi yaşamak.
Onunla aynı dünyada olmak, bana hayatın anlamını hatırlatıyor.
Senin Işığın
Bazen dünya üzerime çöker gibi oluyor. Sesler susuyor, renkler soluyor, nefes almak bile bir yük haline geliyor. O anlarda içimde yankılanan tek şey sen oluyorsun. Ne söylediğini hatırlamasam da sesinin yankısı beni karanlığın içinden çekip çıkarıyor.
Sen…
Hayatımın en sessiz yerlerine dokundun; kimsenin girmeye cesaret edemediği, kendi korkularımla ördüğüm duvarların arkasına. Orada beni buldun; eksik, kırık, yorgun bir hâlde… Ama kaçmadın. Korkmadın. Beni olduğum gibi sevdin.
Senin gözlerinde bir ev buldum; fırtınanın ortasında sığınabildiğim tek liman gibi.
Her şey dağıldığında sen, bendeki dağınıklığı bile anlamlı kıldın.
Beni tamir etmeye çalışmadın, sadece sevdin.
Ve belki de en çok buna minnettarım.
Bana, kendimi unuttuğum zamanlarda kim olduğumu hatırlattığın için…
Benimle birlikte karanlığa baktığın ama orada kalmama izin vermediğin için…
Ve belki de her şeyden çok, beni ben olduğum için sevdiğin için…
Sana teşekkür ederim.
Işığımla değil, gölgemle de beni kabul ettiğin için.