502


Binlerce yılın yükünü omuzlarında taşıyan o kadim şehir nice aşka şahitlik etmiş sokaklarında bir gün bizim hikayemizi fısıldayacağını bilemezdi elbet. Ama oldu. Kalbimin en kuytusuna yerleşen sen bu şehrin en güzel sırrı oldun.

Kadıköy ün rüzgarı saçlarına dokunurken gözlerin dalgaların hırçınlığına inat bana huzur verdi. Kalabalığın içinde bir sükunet buldum sende. Zaman akmayı unuttu sesler sustu dünya kendi ekseninde değil senin etrafında dönmeye başladı.

Ve sonra…
Bir otelin adını bile hatırlamadığım ama numarasını ezber ettiğim 502 numaralı odasında kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir geceydi. Orada ne zaman durdu ne de anlam kazandı. Yalnızca hissettik. Belki bir ömür sürecek bir bakış belki sonsuzluğa açılan bir gülüş… İşte orada tam o anda anladım Seni sevmek yaşamak gibi bir şeydi. Hem çok basit, hem sonsuz derece derin.

502 artık bir oda değil.
Bir anı değil.
Bir sembol…
Seninle her şeyin başladığı o eşik. Kalbimin sana teslim olduğu gece.

Ben seni sadece sevmiyorum…
Ben seni yaşıyorum.
İstanbul un her sokağında Kadıköy ün her köşe başında gözlerimin seni aradığı her boşlukta…

Ve biliyorum bu şehir bir gün yorgun düşse bile benim içimde sen hep taze bir bahar gibi kalacaksın.

Çünkü sen…
Benim şiirim suskunluğum gecem sabahımsın.
Ve ben seni 502 numaralı bir odada ömrüme mühürledim.


“502” için bir yanıt

  1. Çünkü sen…
    Benim şiirim suskunluğum gecem sabahımsın.
    Ve ben seni 502 numaralı bir odada ömrüme mühürledim

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir