Var olmanın sancısını çektiğim gecelerden biri daha. İlaçlar eskisi kadar iyileştirmiyor beni. Ya da yaram derinleşiyor.
Bilemiyorum. Ama bir şeyler iyi gibi gözükse de o sızı kalkmaya devam ediyor.
Kabullenilmiş hüzün, direnilen bir depresyondan çok daha kötüdür. Ve ben hüznümü kabullendim artık. Kaçıyorum her şeyden. Ama bu durum elbet beni boğazımdan yakalayıp, geceler boyu izlediğim tavana ihtişamlı bir avize gibi asacaktı. Belki de böyle ışık tutacaktım kendime, kim bilir?
Zihnimdeki düşünceler sineklermiş,
beynim ise bir leşe dönüşmüş. Mabedimin
kapılarını, tek bir ışık süzmesi girmeyecek
kadar sıkı kapatıp, arkama bile bakmadan
çekip gitmişim. Kokmuş içeride kalanlar,
bozulmuşlar. Açlıktan ölenleri yemişler,
vahşice katletmişler birbirlerini.
Elbiselerinde kuru kanlar var, çıkmayan.
Temizlenmeyen lekeler gizli bedenlerinde.
Bense iyiyim diyorum herkese. İyi miyim
gerçekten? İyi olmak böyle bir şey mi?
Kötülük yok hayatımda. Uyumadan önce
saatlerce izlediğim duvardaki tek farklılık,
gözümü açtığımdaki güneşin parlaklığı.
Yaşamak için dakikada birkaç nefes almak yetmiyor artık. Anılar yaratmak lazım insanlarda. Benim insanlarımda kalacak birkaç anı. Yaşam budur özüne bakıldığında. Kahkahalarla dolu bir bar ya da gözyaşıyla dolu bir rakı masası. Sımsıkı sarıldığın bir çift kol!