Olimpos.


Sözlerinin altında ezilmiş bikaç günü kelime yığıntılarının altında kalarak geçirmiştim. Günler geçmiş aramızda hiçbir iletişim olmamıştı. Sonrasında ise birkac kısa mesaj.
“Gidiyoruz.”
“Nereye?”
“Olimpos”
Uzun zaman sonra onu görmüştüm. Tanıdığım, aşık olduğum adamdan farkı yoktu aslında. Tek fark artık uzak olmasıydı bana. Aynı çatı altında ayrı geçirdik o geceyi. Kalbimin,evimin sahibi değil de, bir misafir gibiydi o gece bana. Gün doğdu ve biz yola çıktık. İki kişilik bir yalnızlık yaşıyorduk. İki kişiydik bu defa. İki farklı zihin. Camı açıp rüzgarı hissediyordum. Bazen yola dalıyor sona ulaşmak istiyordum bazense hiç bitmemesini diliyordum. Dağları inceliyordum. Çünkü ona bakamazdım. Dışarısının kokusu tanıdık gelmeye başladığında gözüm birkaç tabela aradı. Neredeydik biz? Merakım fazla uzun süremeden dağların arasından göründü kutsalımız. Olimpos… Olimpos terk edilmiş, yazdan pek bi eser kalmamıştı. Açık birkaç dükkan vardı sadece. İnsanlar yok gibiydi, zaten olmalarına da gerek yoktu. Antik kentin duvarlarına ona dokunur gibi gezdirdim parmaklarımı. Bazen hüzünlendim lahitlerin başında bazense sevdim sütunları. Asırlar önceden sana dokunuyordum bir metre arkamda olmana rağmen. Asırlar öncesinden seviyordum seni. Tellerin arasından sahile çıkmıştık. Dilekler dileyip taşlar fırlattık sahile. Kelimeler bizden çok çok uzaktı burda. Güneş birbirimize bakmamıza engel olur gibi parlıyordu ve biz ona karşı koymuyorduk. Sahilin hemen karşısı. Tahtadan yapılmış küçücük verandası olan bir bungalov. Bu geceki evimizdi. İki beden için küçük tek bir ruh için oldukça genişti bu ev. Sözsüz savaşımızdan yorulmuş mabedimize dönmek istiyorduk artık, birbirimize. Ruhlarımız çarpışmaktan yara almış birbirine sığınmışlardı. Kaçmak istiyor kırgınlığımı, yaralarımı göstermemeye çalışıyordum. Tanıdı hemen yaralarımı. Aynı yaralar onda da vardı çünkü. Farkında değildik birbirimize zarar verirken aynı yerlerden canımızın acıdığını. İki beden olabilirdik ama biz karşılaştığımız zamandan beri tek bir ruha sahiptik. Zaman geçip gün batınca soyunduk. Birer birer gösterdik yaralarımızı birbirimize. Kelimeler meze olmuştu dublelerimizin yanına. Bizim gözlerimiz konuşuyordu. Ne çok anlatacak şey birikmişti. Kediler sarmıştı etrafımızı. Ben kedileri seviyordum o ise beni. Kahkahalarımız karıştı masada çalan Türk sanat müziğine, kimi zaman da eşlik ettik melodisine. Gün tekrar selamlarken bizi terk ettik başka yerler bulabilmek için tahta evimizi. Olimposla kucaklaşma vaktimiz gelmişti artık. Birbirimize sarılır gibi sarıldık olimposun ılık suyuna. O da biz gibi sarmıştı zaten bizi.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir